15 Eylül 2011 Perşembe

Kıbrıs'tan Notlar II (Gazimağusa)

Eveet, Kapalı Maraş’tan sonra gittiğimiz ilk yer Gazimağusa oldu. Elimizde kocaman bir Kıbrıs haritası vardı, asıl Gazimağusa olan “suriçi” kısmına ilerlemeye başladık. Ama ne ilerleme! İnsanın başına gelebilecek kötü şeylerden biri bilmediği yolda gitmesidir demişler, sur hemen önümüzde olmasına karşın haritaya kanarak, ilk gördüğümüz yola atlayıp etrafından dolanıvermişiz. Pek bir güldük haliyle.

Surun girişinde oturan 4-5 amca karşıladı bizi, yerliler, belli. En başta arabayı park ettiğimiz yerin uygun olup olmadığını soruyoruz, malum trafik cezaları en büyük korkumuz. Gülerek cevap veriyorlar, uygundur. Soruyoruz neler vardır bu alanda diye. Bir panayırdan bahsettiler, akşama doğru hareketli olacağını söyleyip davet ettiler bizi.

Ve teşekkür edip elimizde kamerayla tam turist misali ilerlemeye başladık, önümüze ilgimi çeken bir tabela çıkıverdi, üzerinde “İstiklal Caddesi” yazıyordu, dümdüz ilerleyip girdik İstiklal Caddesi’ne. Tatil günü olduğundan sokakta in cin top oynuyor sadece arada çocuklar geçiyordu.

İlerlerken açık bir dükkan çekti ilgimizi, “Alpaz Gümüş” adam bize selam verdikten sonra, biz de bir merhaba dedik, etrafı sorup soruşturalım derken muhabbet muhabbeti açtı, orayı işleten kişinin emekli bir jandarma astsubayı olduğu ortaya çıkıverdi, bayağı bir muhabbetten sonra, bir yüzük, bir çift de zar siyah küpe aldıktan sonra caddedeki gezimize devam ettik.

İleride Namık Kemal meydanı vardı, orayı da bir ziyaret ettik, daha sonra da Venedik Saray Kalıntıları. Bir iki dakika oturup dinledikten sonra da, surun içindeki bir burca çıktık, limanı izledik.

Yolumuzun üzerine pek çok katedral ve kilise vardı, camiye çevrilmiş olan. St Peter ve St.Paul Katedrali, Sinan Paşa Camii’ne çevrilmişti örneğin, Lala Paşa Camii ise St.Nicolas Katedrali imiş bir zamanlar. Osmanlı’dan kalma Mağusa Medresesi de Gazimağusa’da suriçindeydi.

Sokakların düzeni ve dükkanların hali muhteşem, sıra sıra evler şeklinde minik minik dükkanlar var, ünlü markalardan yerli markalara kadar.

Hah unutmadan, yolda bir de Cümbez Ağacı vardı 1299’dan kalma.

Ayrıca Mağusa’dan Canbulat Müzesi’ni gezmeden ayrılmadık. Venedik ve II.Selim zamanından kalan Osmanlı savaş sitem teknik ve malzemelerini anlatan bu müzeyi gezmek, içerdiği ayrıntılardan dolayı biraz zaman aldı. Kıl çadırlar, zamanın kıyafetleri,haritalar, topçu odaları, donanmalar, Kıbrıs’ın fethi.. Kesinlikle gezilmesi gereken bir yer.

1963 ve 1974 sıralarında Rumlar tarafından şehit edilen silahsız vatandaşların mezarlarını da görmeden çıkmadık tabii oradan…

Ayrıca Othello müzesi var Mağusa’da ama maalesef kapalı olduğundan gezemedik. Hakkında Google’dan bilgi almanızı tavsiye etmekteyim.

Çıkışımızda suriçinden, Mağusa sokaklarından geçtik, muhteşem limon ağaçları olan yerli halkın evlerinin yanından. Bizimle sohbet de ettiler ama hepsi bizi şu şekilde düzeltti “Gazimagosa değil Gazimağusa’dır burası”

Bir akşam panayıra da uğradık, gerçekten hareketliydi. Gerek Lunapark, gerek korsan (eh) kitapçılar, pamuk şekerciler, börekçiler (aslında gözleme satıyorlar ama börek diye geçiyor, kelimeyi bilmiyorlarmış O_O) pet shoplar (evet panayırda, zibilyon adet), silahlı oyunlar ve niceleri..

-ecmks

(Sırada İskele-Karpaz, Güzelyurt, Girne ve Lefkoşa!)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder